|
|
Güncelleme
tarihi : 05.02.2006
Yer : İstanbul
Gün : 113
Yapılan yol : 16,854km
Herkesin (tabii haftalardır sayfada bir değişiklik göremediği için bıkıp
artık Turafrika ile ilişkisini kesenler dışında "herkesin")
sayfaya bu girişlerinde 2 yeşil ülke görüp şaşırdıklarını, aralarında
seçim yapmakta güçlük çekip "en yeni"ye ilgi göstererek "yeşil
Uganda"yı tıkladıklarını ve bu yazıyı okuyor olduklarını biliyorum
(ya da "umuyorum" diyelim).
Nedir bu "yeşil Uganda"nın gizemi? Neden Kenya kırmızıya dönmeden,
Uganda yeşillere büründü? Ayrıca, neden yukarıdaki "yer" İstanbul?
Anlatayım!
Son yazım, biliyorsunuz, seyahatimin birinci bölümünün tamamlanması ve
yılbaşını ailemle birlikte İstanbul'da geçirmek üzere Nairobi'den -uçakla-
İstanbul'a dönmemle sona ermişti. Seyahatimin ikinci bölümü ise kaldığı
yerden, yani Nairobi'den başlayacak, Buket ve Alican'la birlikte yapacağımız
18 günlük Kenya ve Uganda seyahatinin ardından, tek başıma devam edecektim.
Nitekim, planlandığı gibi 9 Ocak tarihinde İstanbul'dan ailecek uçakla
ayrılıp, 10 Ocak tarihinde Nairobi'ye vasıl olduk. Kenya ve Uganda'da
17 gün dolaştıktan sonra 27 Ekim Cuma günü Entebbe (Uganda) Havaalanı'ndan
Buket ve Alican'ı uğurladıktan sonra, onlarla birlikte olduğum zamanlarda
-tabii ki- yazamadığım yazılarıma biraz ilgi göstermek ve izleyenlere
ve kendime karşı olan sorumluluğumu yerine getirmek için birkaç gün Entebbe'nin
sakin ortamında sessiz bir otele yerleşerek çalışmaya karar verdim. Bu
amaçla da kendime, daha önce Buket'le bakmış olduğumuz Golf View Inn Hotel'i
uygun buldum. Burası, geniş bir bahçe içerisinde, otoparkı ve kapısında
güvenliği bulunan, tek katlı, küçük ve zarif -tabiriyle- bir butik oteldi.
Sanırım 10-12 civarında da odası bulunuyor. Ertesi gün sabahtan itibaren
yazılarıma yoğunlaşıp, akşam üstüne kadar otelin bahçesinde çalıştıktan
sonra, biraz dinlenmek ve havayı değiştirmek için yakındaki Vahşi Yaşam
Eğitim Merkezi'ne (Wildlife Education Centre) gittim. Beklediğimden çok
daha büyük ve kapsamlı bir "hayvanat bahçesi"ydi. Aslında bir
hayvanat bahçesinden çok daha kapsamlı... Yaklaşık üç saat, neredeyse
hava kararana kadar, orada kalıp bol bol fotoğraf çektim, şempanzeleri
ve tapas maymunlarını -neredeyse doğal sayılabilecek ortamlarında- uzun
uzun izledim. Arkasından otele döndüm. Fotoğraf çantamı odama bıraktım,
kapıyı kilitleyip, anahtarı da cebime koyduktan sonra arabayla birkaç
yüz metre uzaktaki şehir merkezine, Çin lokantasına yemeğe gittim. 1-1.5
saat sonra otele dönüp, bahçede biraz daha çalışmak için odamdan bilgisayarımı
almak için içeri girdim. Anahtarı kapı kilidine sokup çevirmeye çalıştığımda
kapının kilitlenmemiş olduğunu farkettim. "Herhalde" dedim,
"temizlik için birileri girip açık unuttu". İçeri girip de bilgisayar
çantamın fermuarının arasından, bilgisayarımın kılıfının -boş olarak-
dışarıya sarkmış olduğunu gördüğümde, gerçekten iyi bir "temizliğin"
yapıldığını anladım.Derhal çantayı açtım, bilgisayarımla birlikte AC adaptörü,
GPS ve uydu telefonu data kabloları alınmıştı. GPS ve uydu telefonumun
kendileri ise ön gözde, yerli yerinde duruyorlardı. Hemen hatırıma arabanın
triptik belgeleri geldi. Yatağın üzerindeki dosya bıraktığım yerindeydi
neysek ki. Hemen dışarı çıkıp resepsiyona koştum (3 adımla koşuluyor zaten).
Resepsiyonda, girerken farkettiğim Alman çift (zannediyordum) var, sakince
birşeyler konuşuyorlar. Heyecanla "Bilgisayarım çalınmış!" diye
haykırdım. Yaşlı Alman adam bana dönüp "Sizin de mi?" diye sordu.
"Nasıl yani? Sizin de mi?" dedim. Madem öyle, niye bu kadar
sakinler ki? Onların da fotoğraf çantaları boşaltılmış, bıraktıkları cüzdan
da yürümüştü, tabii tüm paraları ve seyahat çekleri ile birlikte. Hatırıma,
cebimde şişkinlik yapıp dikkat çekmesin diye, içinde birkaç yüz Dolar
ve iki kredi kartımla birlikte giyecek çantamın dibine -sözüm ona- gizlediğim
cüzdanım geldi, hemen koşup baktım: o da yok. O ana kadar hatırıma gelmeyen
fotoğraf çantamın aslında en kıymetli parça olduğunu işte o zaman hatırladım;
yerinde yeller esiyor. Hissettiğimi söyleyeyim mi? Usanma duygusu! "Yine
mi birader? Şimdi bir sürü uğraş dur." Ne bir korku, ne bir endişe,
ne kaybolanlardan dolayı üzüntü, ne panik... Usanç! Yalnızca o.
Ve bir anda seyahatin, Turafrika'nın, o yıllarca hayalini kurduğum, hazırlanmak
için 1.5 yıl uğraştığım, onca eziyetini çektiğim, paralar harcadığım,
külfetlere girdiğim, kilometrelerce meşakkatle yollar aştığım, sıkıntılar
yaşadığım, sevindiğim, üzüldüğüm, gururlandığım o projenin; bir anda tüm
kıymeti, tüm keyfi, tüm çekiciliği, tüm önemi yok olup gitti. Yine, önceki
kadar olmasa da, bir sürü fotoğraf yitirmiştim, emekler heba olup gitmişti,
bu seferki maddi hasarım çok daha büyüktü ama hiç birine üzülemedim. Usanmışlıktı
hissettiğim. Omuzlarım çökmüştü. Kendimi yenilmiş hissediyordum; pes etmiş.
"Yendiniz beni hırsızlar!".
O gece otelde yaşadıklarım, yöneticilerin ilgisizliği, polisleri otele
getirtmek konusunda inanılmaz çaresizliğim uzun bir hikaye çıkaracak malzemedir.
Yazmıyorum. Ertesi günlerde Entebbe Polis Karakolu'ndaki hikayeler ise
cabası. Yazmıyorum. Kampala'daki çabalar, yalnızca benim değil, Kampala'da
yaşayan tüm dostların, Meltem'in, Adnan Bey'in, Nairobi Büyükelçimiz Vural
Bey'in, Barış'ın, Ali'nin, Poline'in... Yazmıyorum. Bekliyorum, bulunurlar
mı diye... Fazla umudum kalmadı ama... Çekirge -olur da- ikinci defa sıçrarsa,
bulunurlarsa, yazacağım. Yoksa... belki ileride.
Geçen Cuma (3 Şubat) iki haftalığına İstanbul'a döndüm. Arabamı ise Barış'ın
otoparkında bıraktım. Hem biraz düşünmek, hem de -eğer kararım "devam"
ise- "gidenler"in boşluklarını doldurmak için.
İşte böyle dostlar. Uzun zamandır ara vermiştim. Başta, mazur göreceğinizi
tahmin ettiğim bir sebebim vardı; eşim ve oğlumla birlikteliğim. Sonradan
da bu olay başıma geldi. Aradakileri, yazdıklarımdan hatırladığım ve ilave
edeceklerimle yayımlamaya çalışacağım; tabii fotoğrafsız olarak. Olur
da bulunurlarsa, fotoğrafları da sonra eklerim, bakarsınız. Keşke, Buket'in
gitmeden söylediğini dinleyip, son yedeklerimi alsaydım.
İşin ta başında duyurduğum tanıdıklarımdan sonra, daha yüzlerceniz bu
sayfayı izlemeye başladı. Çoğunuzdan, en az bir kez mesaj aldım. Hepinizin
adresi, adres defterimde kayıtlıydı. Şimdiye kadar yedeğini almayı akıl
etmediğim tek kayıt bu adres defterimdir. Hala bu sayfayı izleyenlerinizden
ricam; bana "iletişim" sayfası aracılığıyla -boş da olsa- bir
mesaj göndermeniz ki, sizlerin adreslerinizi yeniden kaydedebileyim, bundan
sonra kaybetmemek sözü vererek.
Kenya'yı kısa zamanda kırmızı yapmak ve Uganda anılarına başlamak dileğiyle,
sağlıkla, sevgiyle...
Sayfa
2 >
|