TÜRKİYE

Güncelleme Tarihi: 06.10.2005

Land Rover Experience

Yumurta kapıya dayanınca...

Herhalde bu seyahatle ilgili hazırlık çalışmalarının son günlerdeki anlamsız yoğunluğunu anlatırken kullanılabilecek en uygun deyim bu olurdu. Sanki en önemli şeyleri yapmak için uygun zaman "yumurta kapıya dayanınca" anıymış gibi; sağlık kontrolu (check-up), diş muayenesi (maalesef 2 dolgu ve bir 20 yaş dişi çekilmesini, ya da daha doğru bir deyişle "sökülmesini" kapsayan) ve diğer bazı önemlileri...
Yıllardır birçok marka ve modelde 4x4 aracı değişik arazi koşullarında ve uzun kilometrelerce kullanma imkanına sahip bir kişi olarak kendimi bu konuda tecrübeli bir sürücü olarak düşünürüm. Ama yine de bir çok arazi sürüş tekniğini el yordamıyla, deneye-yanıla ve belki de yanlış öğrendim; hiçbir zaman doğruluğundan emin olamadım, ya da daha doğrusunun olabileceği kuşkusunu yaşadım. Bu sefer işin doğrusunu, uzamanlarından öğrenmek ve yola öyle çıkmak niyetindeydim ve bu amaçla yurt dışındaki bazı off-road eğitim merkezlerinin programları hakkında bilgi almak için onlarla yazıştım bile. Ama hep planlama aşamasında kalan girişimler olmaktan ileriye gidemediler. Nihayet Türkiye'de de Land Rover Experience programı kapsamında temel ve ileri arazi sürüş teknikleri eğitimi veren bir kuruluşun varlığını öğrendim, iletişim bilgilerini edindim. Uzun süren, zaman zaman benden ve onlardan kaynaklanan sebeplerle kesintiye uğrayan bir haberleşme sürecinin ardından bu hafta içerisnde 2 güne sığdırılan bir "sıkıştırılmış eğitim" programı üzerinde mutabık kaldık.


4 Ekim sabahı 08:30'da oradaydım

4-5 Ekim tarihlerinde İstanbul-Büyükçekmece Gölü kıyısında kurulu bulunan eğitim tesislerinde gerçekleştirdik eğitimi, eğitmenim Okan Bey'le (Çam) birlikte. Başta biraz kuşkuluydum aslında, programın doyuruculuğu, titizliği ve disiplini konusunda... Ancak kuşkularımın yersiz olduğunu daha başından anladım. Gerçekten dolu, eğitici, düzeltici, yoğun bir program oldu benim için. Sürüş teknikleri ile vinçle kurtarma konusunda birçok eksikliğim olduğunu tespit ettiğim gibi, doğru bildiğimi sandığım bazı hususlarda da kendimi düzeltme olanağını buldum. Keyifli bir "iki gün" geçirdim, güzel bir havada, güzel bir doğada... Hazırlık çalışmalarının bunaltıcılığından da uzaklaşabildim böylece.


Zor çamaşır mı?

Erteleme


Yumurta kapıya dayandığında hala tamamlanması gereken birşeylerinizin var olduğunu görünce benim durumuma düşersiniz. Çıkış tarihi ertelenir. Sanırım 13-16 Ekim tarihleri arasında birgün yola çıkabiliyorum.



Güncelleme Tarihi: 13.10.2005  

Ve nihayet hazırım


Aylar süren hazırlık nihayet tamamlandı. Son günlerde herşeyin toparlanıp da arabaya yüklenecek hale gelebileceğine inanamıyordum açıkçası. Evin neredeyse her odasında, salonda, mutfakta, banyoda ve tabii ki garajda; heryerde götürüleceklerden birşeyler var ve bunların biraraya getirilmesi, sandıklara yerleştirilmesi (tabii sığacakları konusu "meçhuller"den bir başkasıydı), yerleştirdikten sonra da kendime arabayı kulanacak kadar bir yer bulup bulamayacağım ve benzeri sıkıntılar, uykularımın kaçması için yeterinden fazlaydı. Ve nihayet hazırım.
Eşyaları Önder Usta'ya özel ölçülerde yaptırdığım dört sandığa sığdırmayı planladım. Bunlardan ikisi "mutfak" ve temizlik malzemeleri, bir diğeri şahsi -çoklukla giyim- eşyalarım, sonuncusu da "kitap ve kırtasiye" malzemeleri için ayrıldı.
Bu dört sandığın dışında başka hiç eşyamın olmadığını düşünüyorsanız aldanıyorsunuz tabii. Son ilavelerle yaklaşık 25kg ağırlığa ulaşan "kurtarma ekipmanı" (halat, makaralar, kilitli mapalar, gerdirme kayışları v.s.) çantası, lastik havalarını azaltmak ve şişirmek için kullanacağım bir "ağır hizmet" kompresörü, Hi-Lift kriko ve aksesuarları, kamp malzemeleri (2 adet koltuk ve masa, gece lambası, çadır, mat ve uyku tulumu), tüm alet ve avadanlığın durduğu bir takım çantası, elektrik ve mekanik malzemelerin durduğu birer orta boy plastik saklama kutusu, takım çantasına ilave olarak bir lokma takımı çantası ve şu anda varlıklarını hatırlayamadığım -ve belki seyahat boyunca da hatırlamayacağım- bir sürü "şey"... Tabii 37lt kapasiteli buzdolabım ve içindekileri saymıyorum. Haa, az kalsın unutuyordum! Otokar Servis'ten Murat Usta'nın büyük bir titizlikle düşünerek hazırladığı yedek parçaları da ayrıca bir aluminyum sandığa doldurup emniyetli bir şekilde portbagaja bağladım. Böylece portbagaja 2 adet stepne dışında birşey koymayıp aracın ağırlık merkezini düşük tutma hayallerim de suya düşmüş oldu. Şimdi artık aracımın hızını kesecek, gelen yan rüzgarlarda arabanın daha çok savrulmasına yardımcı olacak ve yan devrilme açısını azaltacak kocaman bir "hörgücüm" de var.
Buket'in, benim için yaptığı "mutfak" ve temizlik malzemeleri alışverişi başta dikkatimi çekmemişti. Ancak iş bunları yerleştirmeye gelince durumun vahametini ancak kavrayabildim. Buket, tüm seyahatim boyunca hiçbir lokanta ve alışveriş yapacak yer bulamayacağımı düşünmüş olmalıydı ki, yaklaşık 180 günlük tüm yiyecek ve temizlik malzeme ihtiyacımı -üstelik lüks "mevki"de- karşılayacak miktar, çeşit ve kalitede tedarik etmişti. Onu fazla incitmeden hızlı bir "kıyım"a girişip malzemelerin yarısını liste dışı bıraktım. Bu iş için ayırdığım iki sandık, kalanları yerleştirip de kapaklarını kapadığımda biraz "şişmişlerdi" ("Tahta sandık da şişer mi?" demeyin, şişiyor). Ama bu "bolluk" kafamda bir anda bir şimşeğin çakmasını sağladı. E, hala "girişimci" bir ruha sahibiz tabii. Ben bu malzemelerle Afrika'nın bir köşesinde sıkı bir süpermarket açarım. Tutarsa, Buket'in sonraki seferlerim için hazırlayacağı malzemelerle bir zincir bile oluştururum :)

Son durum
Birdaha değiştirmemek kayd-ı şartıyla çıkış zamanım 15 Ekim 2005 Cumartesi günü yerel saatle 08:30 (sabah) olarak belirlenmiştir. Aynı gün akşamı Ankara, ertesi gün de Adana'da yapacağım birer gecelik konaklamanın ardından Pazartesi gecesi Ortadoğu'nun -bence- en "şark" ve en egzotik şehirlerinden birine, Halep'e vasıl olacağım. İftar vaktine yetişebilirsem, Halep'in o güzel "şehir lokantaları"ndan birinde kendime güzel bir "hoşgeldin yemeği" ısmarlamak istiyorum.




Güncelleme Tarihi: 17.10.2005  

Yola çıkıyorum

En son güncellememde (13.10.2005 güncellemesi) de belirttiğim gibi, 15 Ekim 2005 Cumartesi günü saat tam 08:30'da, yakın komşularımızın da hazır bulunduğu bir "uğurlama töreni" ile TurAfrika projesi start aldı.

Bir önceki gün saat 17:00'de, Buket ve Alican'ın da yoğun çabalarıyla tüm götüreceklerimi arabaya "istifleyip" (yerleştirmek deyimini kullanamayacağım, "istiflemek" en doğrusu geliyor) kapılarını kapadık. Sandıklar için "şişmişti" demiştim ya, daha sonradan arabanın da "şiştiğini" -Ankara'da bagaj kapısının ve içteki ara bölmenin asma kilitlerini takmaya çalıştığımda- farkettim. Bilgisayarda hazırladığım yerleşim listesine ne kadar sadık kalmaya çalıştıysam da, yine de sonunda bazı eşyaların yerleşimi "boş bulunan yerlere tıkılmak" suretiyle yapıldığı için, bu "bazı"larının -ancak gerektikleri zaman- arabanın içini tümüyle boşaltarak bulunabileceğini sanıyorum. Umarım seyahat boyunca gerekmezler. Ama, örneğin şu anda, yakıtın içerisindeki suyu süzmek için tasarlanmış özel huninin nerede olduğunu hatırlamıyorum ve şaibeli kaynaklardan alınacak motorin için mutlaka kullanmam gerekir.


İstifledikten sonra bu halde... Sandıkların üzerinde gördüğünüz
boşluk ise, e artık onu da yatmak için ben kullanayım.


Uğurlamaya gelen komşularla birlikte verdiğimiz ufak bir kahve molasının ardından yola çıktım. Daha önce Buket'le arabanın ağırlığı konusunda iddiaya girmiştik. O, 2,300kg'ın üzerinde olmadığını söylüyordu, ben 2,500'den daha fazla olduğunda ısrar ederken... Yol üzerinde bulunan Karayolları'na ait bir kantarda aracı tarttırdığımda ben de pek inanamadım açıkçası : Net 2,900kg! Bunun üzerine, lastik hava basınçlarını -Michelin Türkiye'nin önerdiği şekilde- 90psi (ön) ve 100psi (arka) olarak yükselttim.
Rahat bir yolculuğun ardından Ankara'ya saat 15:30 cıvarında girdim. Ankara'da bulunan eski okul arkadaşlarımın ricasını kıramayıp O.D.T.Ü. Mezunlar Derneği Lokali'nde buluşmaya söz vermiştim. Onların coşkulu uğurlamsından sonra, seyahatimin ilk gece konaklaması için annemlerin Ankara'daki evlerine gittim.

Ertesi gün (16 Ekim Pazar) saat 11:00'de Ankara'daki aile üyeleriyle de vedalaşıp Adana için yola koyuldum. İstanbul-Ankara arasındaki otoyolun kaymak gibi asfaltından sonra, Ankara-Adana yolunun -hele Konya kavşağından sonraki- "engebeli" asfaltına girince, araba asfalt tepeciklerinin üzerinde sekerek ilerlemeye başladı. Bir de Tuz Gölü cıvarında yoğun sağanak yağmur başlayınca, sekmelerin ardından kaymalarla artistik hareketlerini zenginleştirdi benim sevgili Land Rover'ım. Artık 80km hızın üzerinde zor zaptetmeye başlamıştım. Hemen ilk benzinciye girip, lastik hava basınçlarını -kendi inisiyatifimi kullanarak- 60psi (ön) ve 65psi (arka) olarak düşürdüm. Bu müdahalemden pek haz etmemiş olacak ki, dansa son verdi benimki. Bundan sonra "üretici tavsiyesi"ni uygulamadan önce kendi tecrübemle biraz düşünmeliyim demek ki.
Akşam 18:00 cıvarında Rızalar'ın (kayınbiraderim) Adana'daki evindeydim. Beni, yol yorgunluğumu atabilmem için, içinde binlerce çocuğun seslerinin ve koşma hızlarının limitlerini sergiledikleri bir restorana götürdüler. Çok dinlendim, tüm stresimi bir tulum gibi orada çıkarıp bıraktıktan sonra eve döndük.

Seyahatimin ilk bölümünü teşkil edecek olan yaklaşık 2.5 aylık süreden önceki Türkiye'deki son günüme, arabanın "şişmesinden" ötürü başarmakta zorlandığım bagaj kapısı ve içerideki bölmenin asma kilit bağlantılarını düzeltme çalışmalarıyla başladım. İnvertörümün performansını da matkap kullanarak test etme imkanı bulduğum bu çalışmalarda, iç bölme kapılarından birinin kilit deliğini genişletirken sol dizime yandan doğru bir delik açma imkanı da buldum. Yeni blue jean'imde bir yırtık ve diz kapağımın yanında kolay kapanacak cinsten bir yarayla atlattığım bu girişimimden sonra, artık matkap kullanırken eldiven dışında dizlik, dirseklik, kask ve benzeri diğer koruyucu gereçleri de kullanmam gerektiğini anladım. Bu tamirat aynı zamnda, daha önce "boş bulunan yerlere tıkılmak" suretiyle yerleştirilmiş olan bazı eşyaları bulmamı sağladı. Şimdi artık onların yerini hatırlayabiliyorum. Ama hala huniden haber yok.

Cilvegözünden çıkış

Pırıl pırıl bir güneş ve sıcak bir havada, saat 11:00 sıralarında ayrıldığım Adana'dan sonra, 13:30'da Cilvegözü sınır kapısına dayanıyorum. Acemice koşuşturmalar ve "muameleciler"den kaçmak için yaptığım ustaca çalımların ardından, -bence- kısa sayılabilecek bir sürede Türkiye tarafındaki işlemlerimi tamamlıyorum: Saat 14:45. Bu arada, son seyahatlerimde İhracatçı Birlikleri üyesi olmam nedeniyle ödemiyor olduğum ve sanki bu sefer de ödemeyecekmişim gibi artık unuttuğum Yurt Dışı Çıkış Harcı/Fonu olan 70YTL için tedarikli olmadığımdan, herkesin yaptığının tersine ben, yurtdışına çıkarken döviz bozdurarak Türk Lirası satın almak zorunda kaldım.
Cilvegözü Türkiye kapısından çıkar çıkmaz Suriye kapısına gireceğimi sandığım için GPS'imi araçtaki bağlantısından söküp gizledim. Daha önce birkaç kez, GPS'in Suriye'ye girişte bazılarının başına dert çıkardığını okumuştum. Meğer Suriye kapısı yaklaşık 5km ilerideymiş. Kıvrıla kıvrıla kayalıkların arasından tırmanan bir yoldan geçip Suriye kapısına varıyorum. Yolda, -sonradan durup fotoğrafını çekmediğime hayıflanacağım- Kızlar Sarayı'nın kalıntılarının önünden geçiyorum. Nedense, -herhalde "sınır" olduğu için- durmaya korkup yazılı açıklamayı bile okumadan... Halbuki, durmak yasak ise o yazıyı oraya niye koymuşlar, değil mi? Tarihi hakkında en ufak bir fikrim yok. Döndüğümde araştırmak üzere notlarıma gömüyorum.

 
  ana sayfa I başlarken I araç I rota I iletişim